Bir nesil arayışı olarak İmam Hatip Liseleri

Tartışmaların Odağında Bir Okul

İmam hatip liseleri kadar bir başka okul türü daha Türkiye’nin siyasal tartışmalarının odağında yer almamıştır. İmam hatip liselerini bu kadar yoğun bir tartışmanın konusu haline taşıyan esas unsur, Modern Cumhuriyetin din ile arasına koyduğu mesafe ve bundan kaynaklı gerilimler olmuştur.

Almıla Fikir ve Kültür Dergisi Sayı:20 Tarih: 2014

Tartışmaların Odağında Bir Okul

İmam hatip liseleri kadar bir başka okul türü daha Türkiye’nin siyasal tartışmalarının odağında yer almamıştır. İmam hatip liselerini bu kadar yoğun bir tartışmanın konusu haline taşıyan esas unsur, Modern Cumhuriyetin din ile arasına koyduğu mesafe ve bundan kaynaklı gerilimler olmuştur.

Cumhuriyet modernleşmesinin yaslandığı pozitivist felsefenin sonucu olarak din, siyasal alanın dışına taşınmak istenmiş; bununla da yetinilmeyerek toplumsal alandan da tasfiye edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet devrimlerinin önemli bir kısmı, dinin hem devlet hem de toplum katında var olan belirleyiciliğini ortadan kaldırmayı amaçlamıştır.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca oldukça otoriter bir biçimde uygulamaya konulan laik politikalar, Türkiye’de devlet ile din arasında bir türlü bitmeyecek bir gerilime kaynaklık etmiştir. İmam hatip liseleri etrafında yaşanan tartışmalar da eğitimin bir problematiğine dönük olmaktan öte, din ve laiklik ekseninde yer alan gerilimin bir parçası olarak yaşanmıştır.

Cumhuriyet aslında bir kopuşu ve yeni bir başlangıcı ifade etmektedir. Geleneksel ve eskiye ait olandan kopuş ve yeni olana, modern olana yöneliş… Bu anlamda bir biçimiyle Cumhuriyet yeni bir devlet, toplum ve insan tasarımını içermektedir. Cumhuriyetin devlet, toplum ve insan tasarımının içinde din yoktur, eskiye ait değerler yoktur. Bu açıdan cumhuriyet elitleri, imam hatip liselerini kurulmak istenen devlet, toplum ve insan tasarımından bir sapma ve geriye dönüş olarak algılamış ve bir tehdit olarak görmüşlerdir. Çıkan tartışmalara bakıldığında bu okullara karşı olanların en önemli tezi, bu okullar eliyle cumhuriyet devrimlerinden geriye dönüşün yaşanacağıdır. Bu nedenle imam hatip liseleri, irticanın ve siyasal İslam’ın zemini olarak görülmüş; medreselerin devamı olmakla, laik ve modern insan tipine aykırı olarak, gerici ve yobaz bir insan tipi üretmekle, laik devleti ele geçirip şeriatı kuracak kadrolara kaynaklık etmekle yani laikliğe aykırılıkla suçlanmıştır.

Bir Cumhuriyet Projesi Olarak İmam Hatip Liseleri

İmam hatip liseleri cumhuriyetin temel amaçlarından bir sapma olarak değerlendirilmiş olmasına rağmen aslında bir cumhuriyet projesidir. Cumhuriyetle birlikte eski döneme ait eğitim programları ve kurumları kaldırılmış, buna karşılık cumhuriyetin amaçlarıyla uyumlu yeni bir eğitim programı ve kurumsal yapı oluşturulmak istenmiştir. Bu amaçla 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ilan edilmiş, bu kanun kapsamında medreseler kapatılarak eğitim maarif vekâletinde birleştirilmiştir. Her ne kadar imam hatip liseleri medreselerin devamı olarak suçlanmışsa da programı ve yapısıyla bir cumhuriyet projesi olarak doğmuştur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesinde “... imamet ve hitabet gibi hidemat-ı diniyyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir.” denilerek amacı dini hizmetlerin ifası için memur yetiştirmek olan imam hatip mektepleri kurulmuştur.

İmam hatip mektepleri, 1930 yılında talep yokluğu nedeniyle kapatılmıştır. Ancak çok partili hayatla birlikte CHP’nin, laiklik ilkesinin uygulanmasına dair politikalarında meydana gelen yumuşamalar, imam hatip okullarının yeniden açılmasına kapı aralamıştır. CHP’nin 2 Aralık 1947 tarihindeki 7. Kurultayında laiklik uzunca tartışılmış ve bu kongreden sonra CHP’nin laiklik uygulamalarında yumuşamalar görülmüştür. Sonuç olarak 30 Aralık 1948’de “imam hatip kursu” adıyla kurs düzeyinde de olsa imam hatipler yeniden açılmıştır. Ancak imam hatip liselerinin Türk eğitim sistemi içerisinde kalıcı ve güçlü olarak yer almaya başlayacağı tarih 13 Ekim 1951’dir. DP, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na dayanarak imam hatip okullarını açmış; bu tarihten itibaren imam hatip okulları hem sayı hem de öğrenci açısından sürekli bir artış göstermiştir. İmam hatip okullarının asıl yükselişi, 1973 yılında yükseköğretime geçiş hakkının tanınması ve 1976 yılında kız öğrencilerin kabul edilmeye başlaması ile olmuştur. Bu kısa tarihçe, imam hatip liselerinin bir cumhuriyet projesi olduğunun göstergesi kabul edilebilir. Ancak sadece kısa tarihçesi değil, bu okulların programları da geleneksel İslami eğitimden farklı olarak kurgulanmıştır. Bir tarafında müspet bilimlerin, diğer tarafında dini bilimlerin yer aldığı yeni programı ve mollalardan farklı eğitim-öğretim kadrosuyla da imam hatip liseleri bir cumhuriyet projesi olmuştur.

İmam Hatip Liseleri Neden Kuruldu?

Cumhuriyetle birlikte dinin devlet ve toplum katından tasfiye edilmesi amaçlanmış olmasına rağmen neden dinselliğin yeniden üretimine kaynaklık eden okulların kurulmasına fırsat verilmiştir? Cumhuriyeti kuran kadrolar, birtakım yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin otoriter uygulamaları sonucu dini, devlete ait alanların çoğundan tasfiye etmekte başarılı olmuş olsalar da toplumsal bilinçte dine ait belirleyicilikleri bütünüyle sınırlandırabildiklerini söylemek mümkün değildir. Laik cumhuriyet, dinden boşaltmak istediği alanı tatmin edici biçimde doldurabilecek bir kimlik inşasında başarısız olmuştur. Yeni kimlik inşasına dönük bütün seküler çabalara rağmen dinin rolü kısıtlanamamış ve din hem birey hem de toplumun anlam dünyasını şekillendirmeye devam etmiştir. Dinin süregiden varlığı; namazların kıldırılması, cenaze işlemleri vb. pratik dini ihtiyaçların karşılanması ihtiyacı ve talebini dinamik tutmuştur.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesinde de ifade edildiği gibi başlangıçta imam hatip mektepleri, toplumun dini hizmetler bağlamında oluşmuş bu pratik ihtiyaçlarını karşılayacak devlet memurları yetiştirmek amacıyla adeta bir zorunluluğun sonucu olarak doğmuştur. Zaten toplumsal taleplerin bu zorlayıcılığına cevap vermek, bir bakıma bu taleplerin kontrolsüz bir biçimde ve istenmeyen kişilerce karşılanmasının önüne geçmek anlamı da taşıyordu. Devlet kendi kontrolünde bir din eğitimine izin verdiği takdirde, doğabilecek boşluğun cumhuriyet muhaliflerince doldurulabileceği endişesine karşılık, imam hatip liselerine alan açmak durumunda kalmıştır. Kaldı ki yasal zeminin dışında Kur’an faaliyeti yürütmeye mecbur bırakılmış Süleyman Hilmi Tunahan gibi din adamları ve takipçileri, devletin kontrolünde bir din üretmenin aracı olarak imam hatip liselerine uzun yıllar kuşkuyla yaklaşmışlardır. Bu kuşkunun temelini, devletin imam hatip okulları aracılığıyla üretmeyi hedeflediği dini anlayış ve din adamı tipi oluşturmaktadır.

1960’lı yıllardan sonra karşı karşıya kalındığı düşünülen komünizm tehdidine karşı imam hatip liselerinin dengeleyici bir öge olarak desteklendiği ve güvenlik politikalarının sonucu olarak kurgulandığı da iddia edilmektedir.

İmam hatip liselerinin güçlenmesinin önemli nedenlerinden biri, Türkiye’nin çok partili siyasal yaşama geçişidir. Çok partili siyasal yaşam, halkı siyasetin öznesi haline taşımış ve siyaseti, halkın onayını kazanmaya yönelik bir rekabet sürecine dönüştürmüştür. Halkın siyasal belirleyiciliğinin doğuşu, halkın değer yargılarının belirleyiciliği sonucunu doğurmuş; dolayısıyla halkın değer yargılarının kaynağı olarak din hesaba katılır bir unsur haline gelmiştir. Sağ hükümetlerin birçoğunun imam hatip liselerinin sahipliğini kimseye bırakmak istememesi ve ne kadar çok imam hatip lisesi açmış olduğu ile övünmesi bunun göstergeleri kabul edilebilir.

Bir Halk Seferberliği Olarak İmam Hatip Liseleri

İmam hatip liseleri, Türk eğitim sistemi içinde örneği görülmemiş bir şekilde halkın sahiplendiği ve seferber olduğu okullar olmuştur. Türkiye’deki imam hatip lisesi binalarının %65’i bütünüyle halkın katkısıyla yapılmıştır. Tamamen devletin yaptığı okul oranı %10 civarındadır. Sadece bu okulların açılması için ortaya konulan çabalar değil, ayrıca öğrencilerin yurt ve burs gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına dönük yoğun çabalar da halkın bu okullarla ilgili yaklaşımını sergilemesi bakımından önemli örneklerdir. Bu okulların yapımı, ihtiyaçlarının karşılanması, pansiyon hizmetlerinin yürütülmesi, öğrencilerine burs vb. imkânların verilebilmesi için dernekler kurulmuştur. Yalnızca halk değil; bu okullarda görev yapan, özellikle meslek dersleri öğretmenleri de hem okullar hem de öğrenciler için zorunlu görevlerinin sınırlarını çokça taşan bir çaba örneği sergilemişlerdir. Bir imam hatip lisesi mezunu olarak kendi kişisel hikâyemden de çok açık bir şekilde bildiğim üzere, bu okulların bazı öğretmenleri adeta bütün hayatlarını okullarına ve öğrencilerine vakfetmişlerdir. Ayrıca imam hatip lisesi mezunlarının birbirleri ile ilişki ve dayanışmalarını sağlamak, mezun oldukları okula ve öğrencilerine sahip çıkmak amacıyla çok yaygın bir şekilde hemen her imam hatip lisesi için bir mezunlar derneği kurulmuştur.

Türkiye’de başka hiçbir okul türü için görülmemiş bir şekilde bu okullar için halkı seferber eden saikler nelerdir? Halk bu okullarda ne bulmuş, neden adeta bir “dava” algısı ve inancı içinde tam bir fedakârlık örneği sergileyerek bu okullar için mücadele etmiştir?

İmam hatip liseleri, halkın önemli bir kısmının din eğitimi talebi ve dini ihtiyaçlarına karşılık geldiği için bir okul olmanın ötesinde anlam kazanmıştır. Cumhuriyetin otoriter ve seküler modernleşmesiyle bastırılmış dini talep ve inançlara imam hatip liseleri ile yeni bir alan açılmıştır. Bu okulları sahiplenen kitleler, imam hatip liseleri ile sadece imam ve hatip ihtiyaçlarını karşılamak değil; aynı zamanda kendileri gibi olan, yerli, inançları ile barışık ama modern bir nesil istemişlerdir. Cumhuriyetle oluşmuş kimlik probleminin bunalttığı kitleler, cumhuriyetin modern kazanımları ile kendi inanç ve değerleri arasında yeni bir sentez arayışını imam hatiplilerin şahsında karşılamayı umut etmişlerdir. İmam hatipliler Mehmet Akif’te “Asım’ın Nesli”, Necip Fazıl’da “Büyük Doğu Nesli”, Sezai Karakoç’ta “Diriliş Nesli” olarak temayüz eden yeni bir nesil arayışının karşılığı olarak görülmüştür. İmam hatip liseleri giderek yaygınlaşan İslami yaşam tarzının hem sonuçları hem de nedenleri arasında yer almıştır.

Mütedeyyin aileler, İslami ölçüler içerisinde eğitim alma imkânından yoksun bırakılan kızlarını, imam hatip liseleri ile hayata katmışlar ve yeni bir modernlik biçiminin üretilmesine yol açmışlardır. Bir biçimiyle kadın üzerinde görünürlük kazanan İslami yaşam tarzına hem meşruiyet alanı hem de çoğalma imkânı sağlanmıştır. İmam hatip liseleri geleneksel dindar kitlelerin hayatla, toplumla, devletle ve modernlikle buluşma ve uzlaşma zemini olmuştur. Söz konusu olan Kur’an ve dini ilimlerin tahsili olunca imam hatiplere sahip çıkmanın, dini ilimleri tahsil eden talebelere yardım etmenin ve talebe yetiştirmenin kazandıracağı sevap, ciddi bir motivasyon ve teşvik unsuru olarak geniş kitleleri harekete geçirmiştir.

İmam hatip liseleri için seferber olan kesimler, aslında çok sade bir şekilde “imanlı doktor”, “imanlı mühendis”, “Allah’tan korkan hakim, savcı”, “imanlı devlet adamı” istemişlerdir. İdeal bir toplumun ancak imanlı doktor, mühendis, tüccar vb. eliyle kurulabileceğine inanılmıştır. Cumhuriyetin yeni bir insan ve toplum tasarımı idealine karşılık imam hatipler eliyle de başka bir toplum ve insan tasarlanmak istenmiştir. Cumhuriyetin idealleriyle imam hatiplere umut bağlayanların ideallerinin kesişim noktası modernliktir. Ancak imam hatip liseleri ile kurulmaya çalışılan modernlik, muhafazakâr bir modernliktir. Bu itibarla imam hatip liselerinin eğitim programı içinde yer alan kültür dersleri hoşnutlukla karşılanmış, imam hatip liselerinden yalnızca dini ilimlerin tahsil edildiği bir okul türü olması beklenmemiştir. Bu okullar ders programı, öğretmen kadrosu, fiziki şartları itibariyle pozitif bilimlerle dini bilimlerin sentezlendiği, yeni bir modernlik biçiminin üretildiği bugüne ait yeni bir model olmuştur.

İlk başlarda imam hatip liselerinin toplumsal tabanı, yoksul ve köylü kesimlerden oluşmuş ve imam hatip liseleri bu kesimler için çocukları üzerinden kendi şahsi kaderlerini değiştirmenin, sınıfsal yükselmenin ve şehirle bütünleşmenin de aracı olmuştur. İmam hatip liseleri, Türkiye’nin sınıfsal değişimi ve kentleşme süreçleri ile de örtüşen bir sosyolojik vakıadır.

Bu okullarla halk arasında oluşan etkileşimin tek kaynağı, bu okulların halkın birtakım taleplerine karşılık geliyor oluşu değildir. İmam hatip lisesi öğrencilerinin eğitimlerinin bir parçası olarak yaptıkları etkinlikler de bu etkileşimin şiddetini artırmıştır. İmam hatip lisesi öğrencileri, “Mesleki Tatbikat” dersi kapsamında çeşitli camilerde Cuma namazı kıldırmışlar, vaazlar vermişler, mübarek gün ve gecelerde programlar yapmışlar; düğün, cenaze vb. toplumsal etkinliklerde rol alarak halkla yakın bir etkileşim alanı üretmişlerdir. Güzel sesli hafızların okuduğu ilahiler, Kur’anlar halkla bu okullar, öğretmenler ve öğrenciler arasında ilginç bir etkileşime kaynaklık etmiştir. Bütün bunların sonucu olarak imam hatip liseleri, kendiliğinden oluşan sivil toplumsal talepler olarak yükselişini sürdürmüştür.

Burada dikkatleri çekmemiz gereken bir başka nokta da imam hatip liseleri için kurulmuş olan derneklerin toplumda ürettiği İslami mobilizasyondur. Bu dernekler aracılığıyla dindar kitleler kendi güçlerinin farkına varmışlar, güçlerini birleştirip örgütlenerek neler başarabileceklerini keşfetmişlerdir. Dernekler, dindar kitleler arasında bir grup ve aidiyet duygusu üretmeye başlamış; derneklerde oluşan etkinlikler siyasal bir farklılaşma ve bilinç oluşumuna kaynaklık etmiştir. Dolayısıyla imam hatip liseleri, doğrudan etkilerinin yanı sıra bu şekilde oluşmuş dolaylı etkileriyle de Türkiye toplumunun sosyolojisini etkilemiştir.  

İmam Hatipli Kimliği

Bu okullar yine hiçbir eğitim kurumunda rastlanılmayacak şekilde öğrencilerine aidiyet duygusu, bir ruh ve kimlik kazandırmıştır. “İmam Hatiplilik Ruhu” olarak ifade edilebilecek durum, bu okullara veli, öğretmen ve öğrenciler tarafından yüklenen misyonun bir sonucudur.

Bu okullar, bu okulları sahiplenen kesimlerce bir misyon okulu olarak görülmüş; imam hatip liselerine dönük her türlü çaba ve uğraş bir “dava” olarak tanımlanmıştır. “İmam Hatip Davası” bir anlamıyla Türkiye’nin kendi özüne, inancına, değerlerine, tarihine, kimliğine dönüş davası olarak algılanmıştır. Bu okulları sahiplenen halk kesimleri ve öğrenciler, imam hatip liselerini hiçbir biçimde “Meslek Lisesi” olarak görmek istememişlerdir. Bu yüzden 28 Şubat sonrasındaki süreçte imam hatip liselerinin üniversiteye girişini engelleyen katsayı problemiyle yoğun şekilde mücadele edilmiştir. Kaldı ki katsayı engelinin imam hatip liselerine olan ilgi üzerindeki negatif etkisi, bu okulların yalnızca meslek liseleri olarak algılanmadığının kanıtı olmuştur.

İmam hatip lisesi öğrencilerinin dini temsil ettiği algısı oluşmuş, bu temsil algısı onlara yaşıtlarının üzerinde bir yük yüklemiştir. “İmam hatipliler örnek olmak zorundadır.”, “Sarığı beyazdır, kolayca leke gösterir.”, “imam hatipliler bunu yapamaz.”, “İmam hatipten, hırsız, hortumcu çıkmaz.” gibi söylemler, imam hatip lisesi öğrencileri üzerinde bir yandan toplumsal ve psikolojik bir baskı üretirken, diğer yandan bir motivasyon kaynağı olmuştur. Kendini farklı, önemli ve güçlü hissetmiştir imam hatipliler. Kendi başarılarının bir tarihin, bir coğrafyanın, bir milletin başarısı olduğuna inanmışlardır. Başarı kendileri adına değil; temsil ettikleri misyon adına, onun uğruna bir zorunluluk olarak telakki edilmiştir. Öte yandan imam hatip lisesi karşıtlarının bu camiaya yönelik pejoratif söylemleri de tersinden bir motivasyon üretmiştir. Çünkü imam hatiplinin başarısı dinin başarısı olarak görülmüş ve gericilik ithamını mesnetsiz bırakmanın yolu olarak düşünülmüştür. Bütün bunlar bir kimlik üretmiştir. “İmam Hatipli Kimliği” özetle söylemek gerekirse imam hatip liseleri, İslam’ın ruhunu anlamış ve müspet ilimlere vakıf modern bir Müslüman tipi yaratmanın araçları olarak görülmüştür.