Çözüm âkil insanlarla hızlanacak

Uzun zamandır zorlanan barış kapısı bu sefer açılmış görünüyor. Süreç nevruzda Öcalan’ın yaptığı açıklama ve oluşturulan Akil İnsanlarla farklı bir ivme kazanmış durumda. Ancak hepsinden önemlisi barışı kalıcı kılacak toplumsal iradenin giderek güçleniyor oluşudur.

Yeni Şafak | | 06 Nisan 2013

Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/hayat/cozum-%C3%A2kil-insanlarla-hizlanacak-507943

Uzun zamandır zorlanan barış kapısı bu sefer açılmış görünüyor. Süreç nevruzda Öcalan’ın yaptığı açıklama ve oluşturulan Akil İnsanlarla farklı bir ivme kazanmış durumda. Ancak hepsinden önemlisi barışı kalıcı kılacak toplumsal iradenin giderek güçleniyor oluşudur.

Nevruz günü Diyarbakır’da Kürt halkının ortaya koyduğu tavır barışa olan güçlü inanç ve isteğin tezahürü olarak algılanabilir. Diğer yandan CHP ve MHP’nin tüm negatif duruşuna rağmen Türk halkının büyük ekseriyetinin sürece umutla baktığı ve yaşanmış tüm acılara rağmen iradesini barıştan yana şekillendirdiğini gözlemlemek mümkün.

Asıl dikkate değer olan husus devletin bu sorunu çözmek için ortaya koyduğu iradedir. Devlet savaşarak çöz(ül)mekten barışarak çözmeye yöneliyor. Bu sıradan bir irade değişikliği değil, aynı zamanda, otoriter, yüce, halkının dışında ve üstünde bir gerçeklik olarak kurgulamış, demir yumruğu ile her sorunun üstesinden gelebileceğine inanan klasik devlet aklının yerini, demokratik değerlerin ürettiği yeni bir devlet aklının almasıdır.

 “Akil insanlar” bu dönüşümün bir başka göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Devlet düşünceden ve düşünenden korkarken bugün her kesimden entelektüel ve sivil girişimcinin oluşturduğu bir yapıyı harekete geçirerek, en önemli sorununun çözümünde gönüllü katkı talep ediyor. Akil insanlar listesinde yer alan birçok isim geçmişte devletin gadrine uğramış ve ötelenmişken bugün devlet farklılıklarına bakmaksızın bu insanların gönüllü ve aktif katılımına dayanan bir inisiyatifi harekete geçiriyor. Aslında Akil İnsanlar bu yapılarıyla adeta barışın ve bütünleşmenin minyatürünü  oluşturuyorlar. Hem devletin aydını ile barışının hem de farklı düşünen insanların ortak bir sorun için ortak bir zeminde birlikte hareket edebileceklerinin fotoğrafı Akil İnsanlar oluşumu ile üretilmiş oldu.

Bu açıdan bu süreci sadece Kürt sorunun çözümü olarak görmek doğru olmaz, asıl “Devlet Sorunu” nun çözümü olarak görmek gerekir. Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunun kaynağı olan modernleşmeci, otoriter, seküler devletin sorun olmaktan çıkarıldığı bir süreç. Aslında devletin Kürtlerle barışıyor olması, demek özünde kürdü, dindarı, Alevisi ve gayrimüslimi ile tüm halkıyla barışıyor olması demektir.

Türkiye Kemalist modernleşmenin ürettiği sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor. Kemalist Modernleşme İmparatorluk bakiyesi topraklar üzerinde her türlü etnik ve dinsel farklılığı seküler bir kimlik etrafında yeniden inşa etmek üzere kurgulanmış ve bu kurgunun zorunlu sonucu olarak otoriter bir modernleşmeciliğe yönelmişti. Her türlü dinsel ve etnik farklılığın asimile edilmesine dönük bu seküler modernleşme projesinin temel direnç noktalarını doğal olarak Kürt etnisitesi ve İslami hassasiyeti yüksek dindar kitleler oluşturmuştur. 

Cumhuriyetin başlangıcından buyana Türk siyasi hayatına seküler modernleşmeci seçkinlerle, geleneksel değerlere bağlı geniş toplum kesimleri arasındaki gerilim yön vermiştir. Bu açıdan bakıldığında seküler modernleşmenin bastırmaya çalıştığı dini ve etnik kimlikler etrafında öbeklenmiş kesimlerin talep ve iddiaları Türkiye’nin demokratikleşme tarihinde dominant bir rol oynamıştır.

Kürtlerin ve İslamcıların özgürlük ve demokrasi talepleri devleti dönüştürüyor, demokratikleştiriyor. Kürt hareketinin bir türlü aşamadığı şiddet tercihi, hiçbir meşru özgürlük talebinin üzerini örtemeyeceği açıklıkta kabul edilemez olmasına rağmen Türkiye’de değişimin dinamik gücünü Kürtler ve dindar kitleler oluşturmuştur.

Kürt hareketinin şiddet tercihi, özgürlük talepleri karşısında devletin genellikle güvenlikçi yaklaşımlara yönelmesi nedeniyle demokratikleşme yerine daha da otoriteleşme gibi bir sonuca yol açmışsa da, Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerinin hatırı sayılır bir sivil, siyasi ve entelektüel karşılık bulması demokratikleşme yönelimine pozitif katkı sağlamıştır. Öte yandan çok partili siyasal yaşamla beraber dindar kitlelerin siyasal talepleri de hem siyasal yaşamımızın en temel gerilim kaynaklarından biri olmuş hem de Türkiye’nin demokratik değişim dinamiğini oluşturmuştur.

Kürtler ve geniş dindar kitlelerin talepleri Türkiye’yi demokratikleştirmektedir. Demokratikleşen ve toplumsal barışını tesis etmeyi başarabilmiş bir Türkiye’nin önündeki yeni yönelim yeniden bölgesel ve küresel bir güç olma vizyonu olacaktır. Bunun için devletin toplumu oluşturan tüm unsurlarıyla tam bir barış ve uyum ortamını tesis etmiş olması zorunluluktur.

Nasıl ki Türkiye’nin demokratik değişim dinamiğini Kürtler ve geniş dindar kitleler oluşturmuşsa aynı şekilde Türkiye’nin küresel güç olma iradesinin sosyolojik dayanağını da büyük ölçüde Kürtler ve geniş dindar kitleler teşkil edebilir.

Aslında dört ayrı devlete dağılmış Kürt nüfusu (İran, Irak, Türkiye, Suriye) sadece Türkiye için değil bütün bir bölge için hem bütünleştirici ve hem de parçalayıcı bir potansiyele sahiptir. Türkiye’nin demokratik dönüşümünün önemli bir gücü olmuş Kürt hareketi, Kürt halkının bu potansiyelini bütünleşme yönünde kullanma iradesi inşa edebilirse hem Kürtler ve hem de Türkler tarihin güçlü özneleri olacaktır.

Türkiye’de dindar kitleler devletin laik modernleştirmeci politikalarının ciddi mağdurları olarak sistemin demokratikleştirilmesini siyasal hedeflerinin merkezine koydular ve çok partili yaşamla başlayıp daha sonrasında bağımsız bir siyasal kimlik altında devam eden legal ve sistem içi mücadelelerinde Türkiye’nin demokratikleşmesinin etkin gücü oldular.

Bununla beraber, Müslümanlığa içkin ümmet nosyonu da Türkiye’nin küresel güç olma vizyonu açısından önemli bir potansiyeldir. Burada da hesaba katılması gereken temel endişe devletçi, milliyetçi, mezhepçi ve pragmatist yaklaşımların ümmet fikrine baskın olmasıdır.

Küresel güç olma iradesinin dayanağını oluşturacak pozitif potansiyele rağmen hem Kürtler ve hem de İslamcılar bu iddia ve iradeyi sınırlandırabilecek negatif sonuçlarda üretebilirler. Kürtlerin bir Kürt-Ulus devleti hedefine yönelmesi hem Kürtlerin özgürleşmelerinin ve hem de Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç olma vizyonunun en önemli tehdididir. Dünya ülkeleri Ulus-Devletler çağını aşıyor. Küreselleşme geleneksel egemenlik fikrini ve ulusal sınırları aşındırıyor. Bugün dünya uluslararası entegrasyonlara yönelerek yeni güç temerküzleri üretmeye çalışırken, bir Ulus-Devlet iddiasına kapıl(an)mak Kürt hareketini arkaikleştirecektir. Kürtlerin önündeki tek seçenek özgürleşerek, bütünleşmek ve büyümektir.

İslamcılar Müslümanlığa içkin ümmet nosyonuna rağmen tarihsel birikim ve güncel konjonktürün etkisiyle bireyi merkeze olan özgürlükçü bir yaklaşım yerine yer yer sağcı bir mantalitenin tezahürü olarak devleti ve onun ali çıkarlarını merkeze alan devletçi-milliyetçi bir anlayışa savrulabilmektedir. İslamcılar da kendilerini daraltılmış sınırlara hapsedecek şekilde dini, mezhebi ve siyasi ayrılıkları aşacak daha yüce ve aşkın bir perspektif üretemezlerse taşıdıkları birleştirici potansiyeli heba etmiş olurlar. Oysaki hem Kürtler ve hem de İslamcılar taşıdıkları bütünleştirici potansiyeli harekete geçirerek yeniden tarihin öznesi olabilirler.

Türkiye’nin tüm toplumsal kesimleri olarak, eğer her türlü sınırlayıcı ve ayrıştırıcı zihinsel kodlarımızdan kurtulabilir, ve farklılıklarımızla kıymetli olduğumuz ve her birimizin bizatihi kendimiz olarak biricik olduğu yeni bir anlam dünyası üretebilirsek, hem özgürleşir ve hem de bütünleşebiliriz.