PKK-HDP Kürt Kemalizmidir

Kemalizm tarihsel mitlere dayandırılan seküler bir ulusal kimlik inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu temel hedefi gerçekleştirmek için oluşturulan kimlik ve resmi ideoloji totaliter yöntemlerle yerleştirilmeye çalışılmış oluşturulmak istenen kimliğin dışında kalan tüm farklılıklar ötekileştirilerek, yok edilmek, bastırılmak, asimile edilmek istenmiştir.

Kemalizm’in totaliter kimlik politikasından en çok mağdur olanlar bu kimliğin sınırları dışında kalan dindarlar, aleviler ve Kürtler olmuştur. Ancak Kürtler hem Kürt oluşları hem de dindar oluşları nedeniyle iki kez Kemalist kimlik politikalarının gadrine uğramıştır.

Bu nedenle totaliter politikaların mağduru olarak ötekileştirilmenin, hak gaspının, şiddet, baskı ve yıldırma politikalarının insan onuruna ne kadar büyük bir saldırı olduğunu ve lanetlenmesi gerektiğini en iyi Kürtler bilecektir.

Ancak PKK ve HDP ortaya koyduğu baskıcı ve totaliter yol ve yöntemlerle Kürt halkını özgürleştirici bir mücadelenin önderliğini yürütme iddiasına rağmen adeta yeni bir Kürt Kemalizm’i üretme hevesindedir.

PKK’nın bölgede yol kestiği, vergi adı altında para topladığı, cezalar kestiği, mahkemeler kurduğu herkesçe bilinmektedir. Bütün bu egemenlik araçlarını kendileri gibi düşünmeyen, kendilerinden olmayan bütün Kürtleri ötekileştirmek, yıldırmak için kullanmaktadır. 6-8 Ekim’de aynı cadde üzerinde yalnızca bazı işyerlerinin seçilerek yakılması, Kur’an Kursu ve külliyelere saldırılması, yalnızca sakallı olduğu için bazı Kürtlerin öldürülmesi PKK-HDP çizgisinin ne kadar dramatik sonuçlara yol açacak bir totaliterizmin peşinde olduğunun göstergesidir. Süreç içerisinde devlet silah kullanmamıştır. Ancak PKK elinde bulunan silahın gücüyle HDP’ye oy istemiştir. Ak Partiye oy veren köyler yakılmakla tehdit edilmiştir. Dindar Kürtler tehdit edilmiştir. Ak Partili belediye başkanlarına sürekli ölüm tehditleri gönderilmiştir. Kepenk kapatmayan esnafların dükkânları yağmalanmıştır. Yani PKK süreçte silahını kendisinden olmayan Kürtlere çevirmiştir. Üretmek istediği seküler Kürt kimliğine yaklaşmayan tüm Kürtler ötekileştirilmek, baskıyla sindirilmek istenmiştir.

PKK-HDP seküler yeni bir Kürt kimliği üretmek istemektedir. Onlara göre, Kürt halkı, dinin ve gericiliğin kıskasında akıl ve bilim temelinden yoksun olduğu için PKK-HDP onlar adına karar verme yetkisini kendinde görmektedir. Nasıl Kemalist aydınlanmış elitler yetişkin ve ergen olmayan Türk halkını halka rağmen seküler bir kimlik etrafında totaliter yöntemlerle dönüştürmek istemişlerse, PKK-HDP yetişkin ve ergen olmayan Kürt halkını seküler bir kimlik etrafında buna rıza göstermediklerinde totaliter yollara başvurarak dönüştürmek istemektedirler. Bu açıdan PKK-HDP de Kürt Kemalizmidir. Sekülerdir, baskıcıdır, elitististir, totaliterdir.

Bütün bu yaşanmışlıklara rağmen Ak Parti hükümetinin çözüm süreci ile ilgili iradesi ortadadır. Ancak PKK-HDP’nin bu iradenin gerektirdiği bir duruş sergilediğini söylemek mümkün görünmemektedir. 6-8 Ekim olaylarının ortaya çıkardığı tablo yalnızca 6-8 Ekim tarihlerinde yaşanan vandallıktan ibaret değildir. Bölgede çözüm sürecinin ürettiği ortamdan beslenmiş ve süreci ranta dönüştürmek isteyen bir şiddet, baskı, tehdit ve ötekileştirme siyaseti egemen kılınmaya çalışılmaktadır. Hükümetin çözüm süreci ile ilgili ortaya koyduğu pozitif iradeyi istismar ederek Kürt şehirlerinde adeta baskı, şiddet, tehdit ve yıldırmaya dayalı totaliter bir kimlik politikası egemen kılınmak istenmektedir.

HDP ve PKK’nın söyleminde yer alan barış, demokrasi, halkların kardeşliği, demokratik  özerlik gibi ifadeler kendinden olmayan Kürtlere yaşama hakkı tanımadığı sürece sadece maske olarak kullanıldığını söyleme hakkını bize vermektedir.

Barış, demokrasi, hak ve özgürlük mücadelesi önce ötekinin hak ve özgürlüğünü içselleştirmekle meşruluk kazanır. Çözüm sürecinin en büyük riski PKK ve HDP’nin bu totaliter tutumudur. Kendinden olmayan Kürt’e tahammülü olmayan bir hareket barışı ve özgürlüğü inşa edemez.  PKK-HDP güvenlik güçlerine çevirdiği silahlarını çözüm sürecinin ürettiği tolerans ortamını istismar ederek bu sefer kendinden olmayan Kürtlere yöneltmeye başlamıştır. Türkiye halkı totaliter sistemden çok çekmiştir. Yeni bir totaliterizme fırsat vermeyecektir.

Bu açıdan PKK-HDP Kürtlerin hak ve özgürlüğü temelinde bir mücadele değildir. PKK-HDP Kürt halkının dindar kimliğini aşındırmayı ve Kürt halkının sekülerleşmesini hedeflemektedir. 6-8 Ekim olaylarında Kur’an Kurslarının, Said Nursi külliyesinin yakılması yalnızca sakallı olduğu için bazı Kürtlerin öldürülmesi PKK-HDP’nin Kürtlerin dindar kimliğini hedef aldığı ve dindarlara karşı bir şiddet politikası geliştirdiğini göstermektedir. Kaldı ki ideolojik kökenleri olarak Marksist-Leninist geleneğinin dinle olan ilişkisi nedeniyle PKK-HDP’nin bu tavrı hiçte şaşırtıcı değildir. Kürtlerin İslami kimliği PKK ve HDP’nin karşısında bastırılması gereken bir kimliktir.