Swoboda'dan Kılıçtaroğlu'na Sosyal Demokrasi Dersi

Kılıçdaroğlu Avrupa Parlamentosu’nda kendi ülkesinin başbakanı ile ilgili başka bir ülke parlamenterinin sahip olduğu asgari nezaket ve saygıdan bile yoksun bir tutum sergilemiştir. Kendi halkı için olduğu gibi içinde bulunduğu Sosyalist Enternasyonal için bile Esad ile Tayyip Erdoğan’ı ton farkı ile aynı görmek inandırıcılıktan yoksun ve kabul edilemezdir.

Yeni Şafak | | 19 Mayıs 2013

Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/hayat/swobodadan-kilicdarogluna-soysal-demokrasi-dersi-522905

Kılıçdaroğlu Avrupa Parlamentosu’nda kendi ülkesinin başbakanı ile ilgili başka bir ülke parlamenterinin sahip olduğu asgari nezaket ve saygıdan bile yoksun bir tutum sergilemiştir. Kendi halkı için olduğu gibi içinde bulunduğu Sosyalist Enternasyonal için bile Esad ile Tayyip Erdoğan’ı ton farkı ile aynı görmek inandırıcılıktan yoksun ve kabul edilemezdir.

Ancak Kılıçdaroğlu bu irrasyonel politik tavrının farkında mıdır? Yoksa tutumunu tartamayacak kadar bir politik muvazene problemi mi yaşamaktadır? Swoboda’nın da itiraz ettiği gibi başbakan Erdoğan’ı Esad’a benzetmek bir muvazene sorunu olduğunu gösteriyor. Bu sadece sayın başbakana değil ona oy veren seçmene de en hafif ifadeyle haksızlıktır.

Kaldı ki Swoboda siyasetçi olarak sahip olduğu standartları ve ahlaki kuralları muhafaza etmek istediğini fade ederek Kılıçdaroğlu’na da kendi ülkesinin başbakanı ile ilgili sözlerinin bir ilke ve standart yoksunluğu taşıdğını söylemektedir. Swoboda’nın bu hassasiyeti önemli olmakla birlikte, CHP ile evrensel sol değerler arasındaki mesafeyi ifade eden eleştirileri de bir o kadar dikkat çekicidir.

AP’da Sosyalistlerin lideri Hannes Swoboda’nın Kılıdaroğlu’na karşı tavrı bizim CHP ile ilgili öteden beri dillendirdiğimiz Sosyal Demokrasi açığının en yalın haliyle ifadesi oldu. CHP hem tek parti döneminin ideolojik hedeflerine sıkı sıkı sarılıp hem de Türkiye’de yelpazenin solunda konumlanmak ve kendini sol bir parti olarak tanımlayıp Sosyalist Enternasyonale katılmakla sol olunabileceği yanılgısı içerisinde. Oysa ki CHP bu katı muhafazakâr yapısı ile sadece eski Türkiye’ye ait her geçen gün küçülen bir politik figür olmaktan öte bir siyasi rol üstlenemez. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’yi yenilemek iddiasıyla ve yeni CHP sloganıyla önemli bir umut ve beklenti yaratarak genel başkanlık koltuğuna oturdu. Oluşturduğu bu umut ve beklenti ile de önemli oranda bir kredi elde etti. Ancak genel başkan olduğu günden bu yana bu iddiasının sonucu olarak demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve sivilleşmeden yana bir duruş sergilemesi beklenirken, Anayasa, Kürt sorunu, askeri vesayetin geriletilmesi ve Ergenekon konusunda takındığı tutumla oluşmuş umut ve beklentileri söndürmüştür. Yani CHP yine o bildik CHP olmaktan çıkamamıştır. Hatta o bildik CHP olmaktan da öte ne olduğunu tanımlamakta zorlandığımız, bütün siyasal enerjisini iç tartışmaları ile tüketen, hizipler koalisyonundan öte bir görüntü üretememektedir.

Swoboda’nın sözlerinden anlaşıldığı kadarıyla Kılıçdaroğlu CHP’nin yenilenmesi için kendine açılan krediyi sadece Türkiye’de değil Avrupa sosyalistleri nezdinde de giderek tüketmiş gözüküyor. Aslında Swoboda’nın CHP ile ilgili sözleri CHP’nin temel problemini ifade etmektedir. CHP ile ilgili hayal kırıklığı yaşadığını vurgulayan Swoboda CHP’ye ya bizim gibi bir sol parti olursun ya da bizimle ortak olamazsın diyerek CHP’nin sol değerlere dayanmak ve demokratik tutum üretmek adına yaşadığı çelişkiyi vurguluyor.

Swoboda CHP’den ne istiyor? “Eğer Kılıçdaoğlu iyi bir lider olmak istiyorsa pozisyonunu net olarak belirlemeli. Politikasındaki belirsizlikler aynı zamanda zayıflığı. Eğer CHP Avrupa’daki Sosyal Demokratlara ortak olmak istiyorsa, Kürt Sorunu, demokrasi, askeri vesayetin azaltılması konusunda net olmalı. Yeni Anayasayı isteyen CHP olmalı. Kürt sorununda ön safta olmalı. Ulusalcı ve agresif tarzdan kurtulmalı”. Tüm bunlar Swoboda’nın CHP ile yaşadığı kriz sonrası yaptığı açıklamalardan satır araları. Swabodo bu sözleri ile CHP’den biran evvel Demokrasi açığını kapatmak için bir karar vermesi gerektiğini söylüyor.

Keşke Swoboda’yı umutlandıracak göstergelerimiz olsa elimizde. Ancak CHP Kürt sorunu, yeni anayasa ve Silivri süreci ile ilgili tutumları ve kararlılığı ile Swoboda’nın bu temennisine cevap verebilecek gibi görünmüyor.

CHP için bir umut ve kurtarıcı olarak algılanan Kılıçdaroğlu giderek hem kendini ve hem de CHP’yi tüketen bir aktöre dönüşüyor. Kılıçdaroğlu, CHP’nin ne olduğu bir türlü tanımlanamayan siyasal duruşunun müsebbibi haline geliyor. Baykal CHP’sinin bir duruşu vardı. Solla, Sosyal Demokrasi ile hatta Demokrasi ile örtüştürülemeyecek kadar net bir Sol Kemalizm. Refleksleri hesap edilebilir, hangi olayda nasıl davranıp ne söyleyeceği öngörülebilir bir eski dünya CHP’si vardı karşımızda. Oysa şimdi hangi olayda nasıl bir tutum ve davranış geliştireceği kestirilemeyen ama yine de çoğunlukla sol, sosyal demokrasi ve demokratik değerlerle çelişik tanımsız bir CHP türemiştir. O nedenle Swoboda bile Kılıçdaroğlu’ndan bir karar vermesini beklemektedir. Ya evrensel sol değerlere dayalı bir sosyal demokrat parti olursunuz ya da bizimle ortaklığınız söz konusu olamaz.

Eğer CHP kendisiyle, kendi tarihiyle, ve Kemalizm’le hesaplaşmayı göze alamazsa, CHP’nin müktesebatı sollaşmasına izin vermeyecektir. Asgari demokratik değerler, dünyada sosyalist ve liberal partilerin ortak zeminini oluşturuyorken CHP bugünkü politik duruşu ile bu zeminin bile gerisindedir. Bu katı devletçi nosyon, Kemalizm’in hala kurtarıcı bir resmi ideoloji olarak merkeze alınıyor oluşu, Askeri vesayet rejiminin aktörlerini ne pahasına olursa olsun koruma refleksi CHP’yi arkaik bir eski dünya partisi yapmaktadır.

Biz bunu söylüyorduk. Ancak CHP adına bu acı durumun Avrupalı Sosyalistler tarafından da hemen hemen aynı argümanlarla söylenmiş olması hem Kılıçdaroğlu ve hem de CHP için dramatik olmuştur.

Bence CHP için de Kılıçdaroğlu için de bu olay bir muhasebe vesilesi olmalı. CHP buradan bir içe bakış üretmeli. Yenilmiş ya da yenilenmiş olarak çıkacağı bir iç muhasebe artık CHP için ötelenemez, ertelenemez.